Bir ressamın her şeyidir kalemi. Acılarını kağıda çizer, dilsiz sağır düşünceleri beyaz sayfalarda hayat bulur.
O’nun da kalemine acının gözyaşları değmiş. Bir zamanlar sanata ve sanatçıya takılan prangalar Ressam Piro’nun da bilekleri acıtmış.
Çevresinde Ressam Piro diye tanınan Ali İlbeyci Tunceli’de doğmuş. Maddi imkansızlıklardan dolayı eğitimini yarıda bırakan ressam inşaatlarda çalışarak aile ekonomisine omuz vermeye çalışmış. Tunceli, İlbeyci ailesini bağrından koparınca kendilerine sığınacak yeni bir kucak aramaya başlamışlar.
Önce Elazığ kollarını açmış göç mağduru aileye ancak burada geçirdikleri zaman zarfında yaraları iyileşmemiş.
Bohçalarında kırık dökük hayalleriyle yine yollara çıkmış aile. İstanbul, ilk durakları olmuş hayallerinin. Yaşama tutunabilme umuduyla sığındıkları bu kent de bir süre sonra kırık hayallerini kanatmış. Son olarak İzmir’de aramışlar hayatın masallara yansıyan pembe tarafını. Masal gibi olmasa da bu şehir onları basmış bağrına. Bavulları toplu duran İlbeyci ailesi son durağında inmişler gitmelerin.
Tuncelili Ressam Ali İlbeyci ile çalışmaları ve yaşama sanatı üzerine konuştuk.
Sizi, doğduğunuz topraklardan uzaklaştıran ve yolunuzu bu kentte sonlandıran nedenler neler?
Tunceli’de dünyaya geldim. Bu coğrafyada yalnızca topraktan ekmeğini kazanan insanlar vardı. Ekonomik sıkıntılar bizi farklı alanlara, farklı şehirlere doğru sürüklemeye başladı. Orada da kalsam büyük şehre de gitsem hep ağalık sistemi vardı. Sonuçta bir yerlerde kalıp hayata tutunmak zorundaydık. Nereye gidilirse bir ağayla karşılaşılacağı için en azından alın terimize değecek işler yapalım diye ayrıldık topraklarımızdan. Uzun süre büyük şehirlerde var olma, ayakta kalma savaşı verdik. Birkaç ilden sonra İzmir, yaralarımızı sarmaya başladı.
Ekonomik sıkıntılardan dolayı göç etmek zorunda kalmışsınız. Türkiye’de sanata ve sanatçıya verilen değeri göz önünde bulundurursak, bu şartlarda bir sanatçı olarak nasıl ayakta kaldınız?
Ben resim yapmaya başladığımda ailemin tepkisiyle karşılaştım. Haklılardı. Babam resim yapmamın bize hiçbir getirisi olmayacağını söyledi. Doğru söylüyordu çünkü maddi sıkıntı içerisindeydik ve para kazanmamız gerekiyordu. İnşaatlarda çalışmaya başladım ama bu sürede resim yapmayı hiç aksatmadım. Daha sonra çalıştığım sektörden emekli oldum. Böylece şu gördüğünüz alanda kendimi ifade etmeyi sağlayacak çalışmalar yapmak için uğraş veriyorum.
Resim sanatı da diğer sanatlar gibi tarih boyunca farklı zamanlarda çeşitli kısıtlamalar ve yasaklarla günümüze kadar geldi. Size göre bu kısıtlamalar sanata nasıl yansır?
Sizin de ifade ettiğiniz gibi sanat tarih boyunca hep korkulan, baskı altına alınmaya çalışılan süreçlerden geçti. Ancak bu kısıtlamaların toplumun özgürlüğünü baskı altında tutma şeklinde yorumlamalıyız. Çünkü bizler toplumun sessiz çığlıklarıyız. Onların anlatmak istediklerini geniş kitlelere yaymayı başaran kişileriz. Çünkü biz sessizliğin sesiyiz. Evet, bir süreler sansür çok fazlaydı. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde prangalar kırıldı. Tam anlamıyla kırıldığını söylemek elbette güç ancak oldukça fazla yol kat edildiğini düşünüyorum.
Resimlerinizde ne tür çalışmalara yer veriyorsunuz, toplumun beklentileri mi sizin gördükleriniz mi beyaz kağıtta hayat buluyor?
Sanatımı icra ederken daha çok toplumun beklentilerini göz önünde bulunduruyorum. İstenilen şekilde resim yapıyorum. Yapmak zorundayım çünkü ben buradan para kazanıyorum. Bu nedenle kağıda kendi gördüklerimi değil de benden istenileni yansıtıyorum. Bütün bunlar elbette sanatçının körelmesine ortam hazırlıyor. Özgürce çalışamamak, beyaz sayfaların istediğini değil de beyaz sayfalara istenileni yansıtmak bir birinden çok farklı şeyler.
Toplumda zaman zaman farklı sesler yükseliyor. Sağcı ve solcular diye tabir ettiğimiz kişiler kendi düşüncelerini birilerine empoze etmek için çeşitli şekillerde gerginlik yaratacak davranışlar sergiliyor. Yaptığınız eserlerden dolayı aldığınız tepkiler oldu mu?
Evet oldu. Yaptığım ve astığım resimleri görüp “neden bu tür resimler yapıyorsun” diye çeşitli şekilde tepkilerini dile getirenler oldu. Burada fiziki bir baskıya rastlamadım ancak uygun bir ortam yakalansaydı eminim ki fiziki bir baskı söz konusu olurdu.
Kara kalem çalışmalarınız var ve özel istek üzerine de çeşitli çizimler gerçekleştiriyorsunuz. Özel isteklerde bireyler acının mı mutluluğun mu resmini görmek istiyor?
Toplumumuz mutlu olmak istiyor. Bu nedenle daha çok mutluluğun resmini çiziyorum.
Tuncelili bir ressam olarak eserleriniz, kendi topraklarınızda nasıl yankı buluyor?
Tunceli’de festival zamanlarında atölyede çalışmalar yapıyorum. O kentin insanı çok farklı. Sanata bakış açısı oldukça derin.
Sanatçıların bir kısmı dile getirdikleri düşüncelerden dolayı sürgünle cezalandırıldı. Toplumdan tecrit edildi. Türkiye’de koşullar bir sanatçının kendini ifade etmesi açısından yeterli zemine sahip mi?
Hayır, sanatçı için özgür bir ortamın olduğunu söylemek oldukça zor. Sanata dar çerçeveyle bakılıyor ve sanatın belli kalıpların içinde kalması için uğraş veriliyor. İstediğimiz düşünceleri sanatımıza yansıtma noktasında oldukça güçlük çekiyoruz. Nazım Hikmetleri yasaklayarak toplumun değerlerini çiğniyorlar. Sanatçı toplumun malıdır. Toplumun görünen yüzüdür. Bu nedenle düşünen, üreten beyinlere takılan kelepçeler bir daha takılmamak üzere çıkarılmalıdır.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Sanata ve sanatçıya gereken değer verilmeli. Üreten, emek harcayan insanların emeğine saygı duyulsun.